ZİRVENİN ÖĞRETTİKLERİ

ZİRVENİN ÖĞRETTİKLERİ

Çelik gibi iradeyle sıkı bir hazırlık yaptı, doğaya meydan okuyarak bedeninin ve ruhunun sınırlarıyla yüzleşti ve süpermen gibi geri döndü. Arçelik’in CEO’su Hakan Bulgurlu, iş arkadaşlarıyla yaptığı Aconcagua tırmanışından çıkardığı dersleri içtenlikle anlatıyor.

Bundan birkaç ay önce sosyal medyada Hakan Bulgurlu’nun Güney Amerika kıtasının en yüksek dağı Aconcagua’ya tırmanmak için hazırlıklara başladığını gördüğümde hiç şaşırmadım. Arçelik’in CEO’su Hakan Bulgurlu bildiğim kadarıyla sağlam bir kayakçı, cesur bir sporcuydu. Boğaz’ı tankerlerin arasından paddle board ile geçtiği görülmüş, ofiste toplantılarını ayakta yaptığı, conference call’ları yürüme bandı üzerinde aldığı bilinirdi. Birkaç ay süren hazırlık sürecinden sonra Aconcagua’ya tırmanma hikayelerini paylaşmaya başladı. Tek başına değildi; Arçelik ekibinden 5 kişilerdi. İki hafta süren tırmanış sonunda zirveye ulaştılar, 7000 metrede, dünyanın en zorlu ve rüzgarlı dağlarından birinin en tepesine. Ne müthiş bir deneyim, ne macera! Bu macerayı mutlaka dönünce Hakan Bulgurlu’nun kendisinden dinlemeliydim.

Aralarında ciddi anlamda dağcılıkla ilgilenenlerin de olduğu grup, ilk olarak 2011 yılında Kilimanjaro’ya tırmanmış. Sonra Elbrus Dağı’na çıkmışlar ekipçe. Derken gözlerini Aconcagua’ya dikmişler. Bazıları için esas amaç kendini dinlemek, bazıları içinse bir hedefe odaklanmak olmuş. Böylesine bir dağa tırmanmak sadece fiziksel bir yeterlilik değil, ruhen de bir hazırlık gerektirmiş. Tabii ki müthiş bir ekip kaynaşmasına da sebep olmuş. Dönüşte Hakan Bulgurlu’yu ofisinde yakaladım.

Nereden çıktı Aconcagua gibi bir dağa tırmanmak?

Geçen Ağustos fark ettim ki disiplin yavaş yavaş gidiyor. İki, dört, altı yaşlarında üç çocuğum var evde. Bir de Arçelik global bir şirket, 34 tane iştirak, 21 tane fabrika var. Sürekli dünyanın her yerinde olmak zorundayım. Sağlıklı beslenmeye çalışsam da, spor yapmaya çalışsam da, yaş da ilerledikçe, ibre kaymaya başlıyor. Kendime hedef koymadan disipline olamadığımın farkına vardım. Hem antrenman düzeni hem de

yediğime içtiğime dikkat ederek hazırlanmak çok cazip geldi. İyi ki bu kararı vermişim, hayatımda unutamayacağım bir tecrübe oldu. Bu işin ekip tarafı çok önemli çünkü dağcılık gerçekten ekip işi.

Ekipteki diğer arkadaşların Kilimanjaro’ya ve Elbrus’a tırmanıp uzun süre bu tırmanışların hikayelerini anlattıklarına şahit olmuştum. O ekip ruhunu görmüştüm. Buna dahil olmak istedim. Bir Aconcagua planı zaten yapıyordu Arçelik, ben de dahil olayım dedim.

Nasıl bir hazırlık sürecinden bahsediyoruz?

Dört ay boyunca her sabah hiç üşenmeden bir eğitmen ile çalıştım. Hep spor yapan birisiydim ama o hedefi koymak, daha fazlasını yapmak lazım. Bu hazırlık aynı zamanda hayatımın birçok alanını disipline etti. İlk başta panik oldum. 7000 metreden başlanır mı bu işe? Her sabah kendimi en azından fiziksel olarak hazırlamaya çalıştım. Ama oraya gittiğimde gördüm ki kafayı da hazırlamak lazım, dağa saygı göstermek

lazım. Hem yalnız kaldığım hem de ekiple birlikte olduğum zamanların son derece değerli olduğunu düşünüyorum.

Dağa tırmanırken ne gibi zorluklar yaşadınız?

Aconcagua’ya gittiğimde muhtemelen hayatımdaki en zinde halimdeydim ama yine de zorlandım. Dağ çok zor ama yükseklik başka bir şey. Onun fiziksel form ile alakası yok. Tek başına olsan da çıkmak çok zor, ekip olarak hareket etmek de zor. Zaten yüzde 20-30’larda başarı şansı ki bizim gittiğimiz dönemde hava da çok kötüydü. Bir grup olarak hareket etmenin çok farklı bir etkisi oluyor. Fiziksel olarak hazır olmama rağmen

zorlandım. Ama insan beyin gücüyle çıkabiliyor. İnmeyi düşünmeden çıkıyor. Şunu söylemem gerek ki, bizi rehberler çıkardı aslında. Gerçekten farklı insanlar. Everest’te kaç kere çıkmış insanlar. Bize dağ ve doğayla

ilgili çok şey öğrettiler.

Aconcagua gibi dağda doğa nasıl?

Ay yüzeyi gibi. Yere bıraktığınız kırıntılar bir hafta sonra geldiğinizde aynı yerde. Normalde ya kuş ya da böcek vardır. Burada, bu yükseklikte hiçbir canlı yok. Sadece yükseklik de değil, son derece kuru bir yer. Rüzgar çok şiddetli. Pasifik ve Atlantik okyanusları arasında bir duvar gibi.

Peki şartlar nasıldı?

Ana problem oksijen olmaması. Çok soğuk, -20, -30 derecelerde. Saatte 70- 80 kilometre rüzgar esiyor. Gece uyuyamıyorsun, uyku apnesi oluyorsun. Yemek kalitesi iyi değil, tuvalet yok. Her şey donuyor. Toplamda

13 gün dağdaydık. Ben ekipten 3-4 gün geç gittim. Onun acısını da çektim zaten. İlk sabah saat 8’de deniz seviyesinden yola çıkıp, ertesi gece 3400 metrede uyudum, sorun olmadı. Ondan sonraki gün 10 saat yürüyüşle 4300 metreye tırmandım. Sonraki gün ise 5000’e çıktık. Ve ertesi gün uyku apnesi oldu, hiç uyuyamadım. Uyumaya başlayınca oksijensizlikten bedene sinyal gidiyor. Oksijen seviyesini parmağına taktığın bir aletle ölçüyorsun. Tabii bu arada gece yalnızsın. Soğuk. Çok uykum var ama uyuyamıyorum.

O çok zor bir geceydi. Zirve günü de çok zor ve çok soğuktu. Ne varsa üzerine giy diyorlar. Benim altımda beş, üstümde yedi kat kıyafet vardı. 14-15 saatlik bir gün, hatta daha uzun bile olabilir. Rüzgarlı ve oksijensiz.

Geceleri her şey donuyor. Konforsuz ve rahatsız bir ortam var.

Ne yediniz?

Ana kampa kadar, yani 4300 metreye kadar yemek çok problem değil. Zaten yemek pişiyor, bir çorba, bir tabak bir şey. Enerjiye ihtiyaç var, yemek zorundasınız. 5000 metreden sonra ise yukarı çıkartılan eşya

sayısı azalıyor. Mutfak çadırı yok artık, rahat taşınabilir makarna pilav gibi yiyecekler var. Biz tabii sucuk pastırma götürdük yanımızda! Sucuk, pastırma ve beyaz peynir.

Teknolojiden kopuk olmak nasıldı?

Dağda pil, saat hiçbir şey çalışmıyor. Öyle de bir mücadele var. Herkes bir şeyler şarj etmeye, resim çekmeye çalışıyor. Ben de yanıma bir heves tepede herkese kahve yapacağım diye pompayla çalışan espresso makinesi aldım. Hatta bardakları da götürdüm, sonra ağır bunlar diyerek vazgeçtim, kağıt bardak aldım. Video çekerim diye kamera düzeni götürdüm, onları da çok geçmeden bıraktım. Bütün fotoğrafları telefon ile çektim.

İki hafta boyunca bu şartlarda başkalarıyla olmak bir yandan çok keyifli ama bir yandan da zorlayıcı mıydı?

Bütün zorluklara rağmen atmosfer çok güzeldi. En güzeli de o ekip ruhuydu. Normalde hep beraber çalıştığınız insanlarla tatile gitmek istemezsiniz. Ama bir kere bile tartışma olmadı. Halbuki ortam çok müsait, koşullar çok zor. Yüzde 30 oksijende beyin zaten farklı çalışıyor. Bazıları nerede olduklarını şaşırdılar. Oryantasyonu kaybetmek mümkün ve 7000 metrede bu tehlikeli bir şey. Ama öyle bir motivasyon var ki kalkıp devam ediyorsun. Nasıl çıktığımızı ben bile bilemiyorum. Herhalde o ekip ruhu sayesinde. Birisi düşerse gidiyorsun ona bakıyorsun. Paylaşıyorsun. Birisi yavaşlarsa sen de yavaşlıyorsun. Herhangi bir mola esnasında kendinizden önce etrafınızdakileri kontrol ediyorsunuz, bir ihtiyaçları var mı diye. Hep birlikte zirveye çıkabilmenin sırrı kesinlikle ekibin buna gerçekten inanması. Tek başımıza olsaydık yapamazdık.

Yalnız olmak, kendini dinlemek de işin bir parçası olmalı.

Gitme sebebim oydu. Hiç yalnız kalamıyorum, biraz da yalnız kalmak için gittim aslında. Yürürken sıra halindesin ama zaman zaman en sonda durmak da bir disiplindi benim için. Üşüyorsun, ısınmak için daha

hızlı gitmek istiyorsun zaten. Yavaş gidip en arkada kalmak benim için çok zordu.  İlk yarım saat konuşuyorsun sonra nefesin kesiliyor kimse konuşmuyor zaten. Orada herkes kendi kafasının içinde. Bütün hayatını yeniden değerlendiriyorsun. Çok net bir şekilde detaylarda, doğadasın. Birkaç günden sonra kendinden kaçamıyorsun. “Benim şöyle huylarım var, insanları böyle üzüyorum” diye düşünmeye başlıyorsun. Ben toplantıdaki davranış biçimime kadar indim. Yazdım da bunları. Dağ çok zor ama yükseklik başka bir şey. Çok net bir şekilde detaylarda, doğadasın.

Bunu aynı zamanda iklim değişikliğine dikkat çekmek için de yaptınız, öyle değil mi? Ve aslında iklim değişikliğine doğrudan yerinde şahit oldunuz.

Amacımız, dünyanın bu konuya duyduğu hassasiyeti, bilinci, en azından Arçelik içerisinde artırmak. Oralar hep buzul. Atlas ve Pasifik okyanuslarının ortasında en yüksek noktadayız. Ama buzul yok ortada. Buzullar erimiş, gerçekten dünya ısınıyor bunu da en iyi dağlarda görebiliyorsunuz. Tabii insan demek çöp demek. Milli parka girdiğiniz andan itibaren tek bir çöp bile bırakılmıyor. Doğaya saygı anlamında Arjantinlilerin kat ettikleri mesafe çok etkileyici. Kendi doğalarına, çevrelerine gösterdikleri saygı son yıllarda özellikle çok yüksek.

Bitirmek, dağa çıkıp inmeyi başarmış olmak nasıl bir his?

Çok güzel bir tecrübeydi ama zor. Çıkarken “benim ne işim var” diyorsun. İnerken “ben bir daha böyle bir şey yapmam, tövbe” diyorsun. Ama inince geçiyor. Bir de çıktık filan diye böbürleniyorsun ama yükleri

taşıyan profesyonel taşıyıcılar var, çadırlar var, rehberler var. Aslında biz çıkmadık, onlar çıkardı diye düşünmek lazım. Bir de o ekibin sürükleyici etkisi. Bu benim ilk dağ tecrübem. Daha önce çok dağa çıktım ama kayakla inmek için çıktım. Anlamıyordum da zaten, yürüyerek ineceksen neden çıkıyorsun, dağa kaymak için çıkılır. Hala o düşüncem var. Aconcagua’ya çıktığımda da keşke kayak olsa dedim.

Şehre dönüş nasıldı?

Biraz süpermen gibi dönüyorsun. Çünkü o yükseklikte kırmızı kan hücrelerin çok artıyor. Vücudun oksijen taşıma kapasitesi çok artıyor. Çok hızlı düşünüyorsun, çok güçlüsün. Zaten hemen işe başladım, havaalanından işe geldim. İşten ve ailemden, çocuklardan uzak kalmak en zoruydu. Ama hemen bir sonrakini planlamaya başladık.

Aconcagua’yı ekip olarak tırmanmanın işe yansımaları nasıl oldu?

Aslında çok ilginç sonuçları oluyor. Çünkü genelde iş ortamında ekipler zaman zaman birbiriyle çatışır. Ama orada iki hafta hep bir arada, her saniye berabersiniz. Çok kuvvetli bir bağ oluşuyor. Birbirinin ne dediğini söylemeden anlıyorsun zaten. Bir de hedef aynı. O kadar aynı sayfada oluyorsun ki. Şimdi Arçelik’te küçük bir dağcılık kulübü kuracağız. Dağcılık pahalı bir spor, insanların gitmek istedikleri yerlere gitmelerine

destek olmaya çalışacağız. Çok olumlu bir geri bildirim var. Bütün şirkete yaymayı planlıyoruz. Ben şundan çok eminim: İnsanlar ruhen ve bedenen daha sağlıklı olsalar çok daha farklı sonuçlar elde ederler. Hayatlarının her alanında ve işte. Bu bir şirket için çok büyük avantaj. Bazı şirketler bunu kaynak israfı olarak algılıyor ama öyle değil. Mutlu ve sağlıklı bir insanın çalışma hayatında alacağı neticeler bambaşka. Biz buna eğlenerek çalışma diyoruz, söylemimiz bu. Biz eğlenerek çalışan insanlar istiyoruz. Somurtarak, bağırarak, kavga ederek çalışan insanlar istemiyoruz hiçbir şekilde. Arçelik’in yeni mottosu bu.

Şimdi bunu okuyanlar, ben dağa çıkamam diyebilir. Günlük hayatta doğaya, spora yer ayırmak mümkün mü?

Burada bütün olay, kendini motive edebilmek. Başka türlü hayat çok zor. Her zaman bir bahane var. Hava kötü, ekonomik koşullar kötü, iş zorlayıcı, aile yaşamı, çocukların beklediği ilgi… Düzenli bir şekilde herhangi bir projeyle ilgili disipline olmak çok zor. Ama onu yapabilirsen her şeyi yapabiliyorsun. Ben de aslında biraz da bunu kanıtlamak için yaptım.

Şehirde, normal günlük hayatta neler yapılabilir?

Aconcagua benim için bir hedefti ama herkes için farklı bir hedef olabilir. Ben mesela telefon konuşmalarımı, toplantılarımı ayakta yapıyorum, hatta yürüme bandında. Ama hızlı değil, sadece 4 kilometre hızla yürüdüğünde karşındaki rahatsız olmuyor, nefesin çok hızlanmadığı için karşındaki anlamıyor bile. Küçük küçük dokunuşlarla daha iyi yaşamak mümkün. Ne yediğin bunun ilk adımı. Ama hareket etmeden mutlu olmanın ben mümkün olduğunu düşünmüyorum. Ara hedefler lazım. Küçük bir tepe

de olur, yürüyüş olur, koşu olur. Herkesin hedefi farklı. Aconcagua uzak, yüksek ama iki sene önce benim için de bir hayaldi.

Çocuklara örnek olmak açısından etkili oldu mu bu tecrübe?

Ana kampta arada bir çocuklarla çadırın içinden görüntülü konuşuyorduk. Çadırın içini gösteriyordum. Şimdi çadırda kalmak istiyor hepsi. Kafaya bir şey koyup yapma disiplinini göstermek… Bir de onlar, baba gittiğine göre orada bir şey var diyorlar, odaklanıyorlar ve çok farklı şeyler yakalıyorlar oradan.

Bir sonraki tırmanış nereye?

Arkadaşlar Erciyes’e gitmek istiyor. Türkiye’de çok güzel dağlar var. Aladağlar, Erciyes. Bir de bunlar hafta sonu yapılabilecek şeyler. Fit kalabilmek, kopmamak için de güzel. Haziran’da Mont Blanc’a da çıkmak istiyorlar. Devam edeceğini düşünüyorum. Şirket içindeki geri bildirimler de çok iyi.

 

10.05.2020

İlgili yazılar

https://www.ruhundoysun.com/yazilar/markalardunyayidegistirebilmeli/

https://www.ruhundoysun.com/yazilar/dunyayi-degistirecek-sirketler/

https://www.ruhundoysun.com/yazilar/geri-donusum/